5 Nisan 2008 Cumartesi

Sinan Engin'le Şansa Bak !

Sinan Engin, Fenerbahçe'nin Chelsea'yi yenmesinden sonra yine tribünlere oynar türünden bir demeç vermiş.

"Fenerbahçe çok şanslı bir takım. Bazı çevrelerce Fenerbahçe Türkiye Süper Ligi’nin üzerinde bir takım olarak lanse edilse de rakibimizi elimizden kaçırdığımız unutulmamalı." şeklinde devam eden açıklamasından hemen sonra siz Mafeb severlerce santrallerimiz kilitlendi, faks makinalarımızın kartuşları bitti (bunu hep yazmak istemişimdir), "Liverpool maçından bir giriş yap sevgili turkuvaz, koy lafı Sinan Bey'e" şeklinde mesajlar yağdı.


Bundan çok değil 3 hafta önce, yani Beşiktaş liderliğe oturduğunda (4 yılda bir yaşanan bir durumdur) sayın Engin'in "şampiyonlukta Fenerbahçe rakibimiz değil, Galatasaray'ı da yendik zaten" açıklaması akıllara gelince bu açıklamanın aslında çok da şaşırtıcı olmadığı muhakkak.


Öyle ya, 1000 gün sonra liderlik koltuğuna oturup o koltuktaki eğreti oturuşunun ilk gününde şampiyonluktaki en büyük rakibine "rakibim değil" diyen bir insana, Fenerbahçe'nin bu seneki Şampiyonlar Ligi serüvenini, bırakın 4. torba takımı olmayı, ön elemede bile seri başı olamadan yarı finalin kapısına gelmeyi, bunun Şampiyonlar Ligi tarihinde görülmemiş bir durum olmasını, Anderlecht, PSV, Inter, CSKA gibi kendi liglerinin şampiyonlarını, Sevilla gibi 2 senede 3 Avrupa Kupası almış bir takımı yenmenin olsa olsa bir masal, bir efsane olduğunu anlatamazsın. Üstelik hemen her maç kendi kalesine gol atıp maçı oralardan çevirmek zorunda kalan sans bir yana şanssız bir takımdan bahsediyoruz.


Ya da bu işlerin her sene hoca değiştirmelerle, Bakiler'le, Üzülmezler'le ya da "5 Milyon + Burak + Koraylar'la" değil, profesyonel ve kurumsal bir yapıyla, sabırla, istikrarla harmanlanmış düzeyli bir büyümeyle, ve işinin ehli hocalara emanet edilmiş Avrupa'ya kafa tutabilecek bir kadroyla olabileceğini anlatmazsın. Adam şans demiş çıkmış işin içinden, çok rahat çok esnek çok zarif, Parizyen çorap gibi süzülmüş gitmiş.

Neyse, biz filozofi yolunda göbek çapıyla doğru orantılı bir şekilde emin adımlarla ilerleyen Sinan Engin'i kendi halinde bırakıp İzel'den "Allah'ım bitmesin bitmesin bu rüya, sonunda Moskova olsun noolur uyandırma" şarkısını söylemeye devam edelim.

Vefa İstanbul'da bir semt adıymış meğer...


Turqouise'in aşağıda gönderdiği post a bakarken Harun ve familyasından sonra dikkatimi nedendir bilinmez Cartier gözlük çerçevesi çekti. 80ler sonu 90lar başının haso zenginlik aksesuarlarından olan bu gözlük ülkemiz coğrafyası içinde en çok sükseyi mümtaz şahsiyet Vefa Küçük'le yapmıştı, ki kendisi bir nesil tarafından sadece kafasına konulan rakıyı büyük bir meziyetle tutup aynı anda göbek atan adam olarak bilinir. Tipinden midir yoksa girdiği atraksiyonlardan mıdır bilinmez dönem gençliği üzerinde farklı bir etkisi vardır. Muhabbeti geçtiği otramlarda ne kadar zengin olduğu anlatıldığı kadar sadece tipine bakarak(tipten karakter ve buna bağlı isim tahlili başka bir yazı konusudur değinilecek ona da) ne kadar yalaka olduğu konusunda çığır açılabilir. Benim anlayamadığım husus ise fi tarihinde rüyama girip abuk sabuk konuşması benim de yukarıdaki örneklerden pek bi farklı olmayarak her lafının sonunda "Evet Vefa Başkanım sepet Vefa başkanım doğru dediniz" diyerek adama hayatının yalakasını çekmemdir. Peeeh gözlük çerçevesinden, rüya yorumlarına hayırlısı...

4 Nisan 2008 Cuma

Seviyoruz Seni



Açılışı Harun Koçak'la yapmak istedim. Bereketine inanıyorum. Suyun ruhu olduğunu söyleyen bir fenomenden bahsediyoruz, boru değil. Babasını da seviyoruz. Seviyoruz sizi seviyoruz şık şık...